evrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Charles Darwin


Charles Robert Darwin;

12 Şubat 1809'da Birleşik Krallık'ın Shropshire bölgesinde doğmuş olan, İngiliz biyolog ve doğa tarihçisidir.
Darwin, insan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüş ve o günün şartlarına göre bu teoriyi destekleyen pek çok kanıt sunmuştur. Onun fikirleri üzerine inşa edilen modern evrim teorisi, bugün biyoloji biliminin temeli ve birleştirici öğesidir. Evrimin gerçekleştiği olgusu Darwin hayattayken, "doğal seçilim" teorisinin evrimin ana açıklaması olması ise 1930'lu yıllarda bilim dünyası tarafından kabul görmüştür. Darwin'in orjinal teorileri modern evrimsel biyolojinin temelini oluşturmakta, hayatın çeşitliliği üzerine birleştirici bir mantıksal açıklama sunmaktadır.




 (Darwin'i taşıyan HMS Beagle'ın 1931-1936 yılları arasında  izlediği rota)

HMS Beagle'ın yolculuğu beş yıl sürdü. Darwin, yolculuk boyunca çok çeşitli jeolojik oluşumlar, fosiller ve canlılar keşfetti ve bunlardan örnek topladı. Darwin'in Beagle yolculuğundayken Britanya'ya yolladığı mektuplar, fosil örnekleri ve dondurulmuş canlılar, eski öğretmeni Henslow aracılığıyla İngiliz doğabilimcilerine aktarıldı. 2 Ekim 1836'da Britanya'ya döndüğünde Darwin saygın bir doğabilimci olarak tanınmıştı.





Darwin'in doğa tarihine duyduğu ilgi, önce Edinburgh Üniversitesi'nde tıp, Cambridge Üniversitesi'nde teoloji okurken gelişti. Canlıların coğrafi dağılımı ve fosiller üzerine yaptığı dikkatli gözlemler sonucunda, türlerin birbirine dönüşümüyle ilgilenmeye başladı ve 1838'de "doğal seçilim" fikrini geliştirdi. 1858'de Alfred Russell Wallace'dan aldığı bir mektubu okuyunca, Wallace'ın da kendisininkine benzer bir teori geliştirdiğini anladı ve nihayet teorisini yayımlamaya karar verdi. 1859'da yayımladığı On the Origin of Species (Türlerin Kökeni Üzerine) adlı kitabı, canlıların ortak atalardan evrilerek çeşitlendiği fikrinin geniş kabul görmesini sağladı. Daha sonra yayımladığı The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex (İnsanın Türeyişi, ve Cinsiyete Mahsus Seçilim) Animals (İnsanlar ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi) adlı kitabında ise insanların ve hayvanların duygularını ifade ediş şekilleri arasındaki benzerlikleri ortaya koydu.





Darwin, 19 Nisan 1882'de ölmüştür. Bugün John Herschel ve Isaac Newton gibi isimlerle beraber Westminster Kilisesi'nde gömülüdür.

Evrim hakkında (Alıntı)

İNSANLARDA BULUNAN 10 KÖRELMİŞ ORGAN/YAPI :


1) APANDİS (APPENDİX)
Apandisin modern insanlarda bilinen hiçbir kullanımı yoktur ve enfeksiyon kaptığında sıksık alınır. Orijinal kullanımı ile ilgili spekülasyonlar mevcut olmakla birlikte, bilim adamlarının çoğu Darwinin öngördüğü şekilde, bir zamanlar bol miktarda yaprak ihtiva eden gıdalarımızdaki selülozun işlenmesine yardımcı olmak olduğu görüşündedir. Evrimin doğrultusunda, gıdalarımız değişmiş ve apandise daha az gerek duyulmuştur. Özellikle enteresan olan, birçok evrim kuramcısının doğal seçilimin, daha az iltihaplanması ve hastalanması nedeniyle daha büyük apandisleri seçeceğine (apandisin tüm kabiliyetlerini ortadan kaldırdığı halde) inanıyor olmasıdır. Benzer şekilde kullanım dışı olan ve nihayetinde kaybolacak olan ayak serçe parmağının aksine, apandis muhtemelen bizimle uzun süre beraber kalacak ve herhangi bir şey yapmadan sallanmaya devam edecektir.








2) KUYRUK SOKUMU (COCCYX)
Kuyruk sokumu kemiği bir zamanlar mevcut olan insan kuyruğunun kalıntısıdır. Zamanla bir kuyruğa olan ihtiyacımızı kaybettik fakat kuyruk sokumu kemiğine olan ihtiyacı kaybetmedik. Şu anda çeşitli kaslar için destek yapısı ve oturup arkaya doğru yaslanan bir kişi için destek işlevi vardır. Kuyruk sokumu kemiği aynı zamanda anüsün pozisyonunu da destekler.







3) DARWİN'İN NOKTASI  (DARWİN'S POİNT, PLİCA SEMİLUNARİS)
Darwinin noktası memelilerin çoğunda bulunmaktadır ve insanlar da bunun dışında değildir. Hayvanlarda büyük ihtimalle seslere odaklanmak için kullanılmaktadır ancak insanlarda artık herhangi bir fonksiyonu yoktur. İnsanların sadece %10.4ünde geçmişimize ait bu kalıntı görünür durumdadır fakat muhtemelen insanların çok daha fazlası bu kulak yumrusunu üreten, ancak belirgin olmasını herzaman sağlamayan geni taşımaktadır. Bu nokta küçük kalın bir yumrudur ve kulağın yukarı ve orta bölümlerinin birleştiği yerde bulunmaktadır.



4) ÜÇÜNCÜ GÖZKAPAĞI (THİRD EYELİD)
Eğer bir kedinin göz kırpmasını izlerseniz, beyaz bir zarın gözü kapladığını göreceksiniz, buna üçüncü göz kapağı denir. Memelilerde oldukça nadir görülmekle birlikte, kuşlar, sürüngenler ve balıklarda ortaktır. İnsanlarda kullanım dışı olan bir üçüncü gözkapağı kalıntısı mevcuttur (yukarıdaki resimde görebilirsiniz). İnsanlarda oldukça küçülmüştür ancak bazı topluluklarda diğerlerine oranla daha belirgin parçalar mevcuttur. Bilinen primat türleri içinde üçüncü gözkapağını fonsiyonel olarak kullanan tek primat, Batı Afrikada yaşayan Calabar angwantibo (lorisler ile yakın akrabadır)dur.





5) 20 YAŞ DİŞLERİ (WİSDOM TEETH)
İlk insanlar birçok bitki türüyle besleniyordu ve gün boyunca ihtiyaç duydukları tüm gıdaları almak için yeterli miktarda bitkiyi, yeterince hızlı şekilde yemeye ihtiyaç duyuyorlardı. Bu sebeple, daha geniş bir ağzı daha üretken kılmak için ilave bir takım azı dişimiz mevcuttu. Selülozun vücut tarafından yeterli şekilde sindirilmesi kabiliyetinden yoksun olunduğu için bu özellikle gerekliydi. Evrim tercihlerini yaptıkça gıdalarımız değişti, çenemiz uygun bir şekilde küçüldü ve üçüncü azı dişlerimiz gereksiz hale geldi. Günümüzde bazı insan topluluklarında 20 yaş dişlerinin üretimi tamamen durmuş iken, bazı topluluklarda %100 oranda bu dişler çıkmaktadır.






6) PLANTARİS KASI (PLANTARİS MUSCLE)
Plantaris kası hayvanlar tarafından, nesneleri ayakları ile tutmak ve kontrol etmek için kullanılır (maymunlar ayaklarını elleri kadar iyi bir şekilde kullanabilir). Bu kas insanlarda da aynı şekilde mevcuttur ancak o kadar az gelişmiştir ki, vücudun diğer bölümlerinden herhangi birinin yeniden oluşturulmasında dokuya ihtiyaç olduğunda, doktorlar tarafından yerinden alınarak kullanılırlar. Bu kas insan vücudu için öylesine önemsizdir ki, insanların %9u bu kasa sahip olmadan doğarlar.






7) EKSTRA KULAK KASLARI (AURİCULARİS MUSCLES) 
Harici kulak kasları olarak da bilinen ekstra kulak kasları (Auriculares muscles) hayvanlar tarafından işitme duyularını özel seslere odaklamak üzere kulaklarını döndürmek ve kontrol etmek (kafalarından bağımsız olarak) için kullanılır. İnsanlar bir zamanlar aynı sebeplerle kullanmış olduklarından, bu kaslara halen sahiptir ancak bu kaslar öylesine zayıflamıştır ki tek yapabileceğimiz kulaklarımızı birazcık kımıldatmak olacaktır. Bu kasların kedilerdeki kullanımı çok belirgindir (kediler kulaklarını neredeyse tamamen geriye döndürebilirler). Özellikle, avlamak üzere bir kuşa sessizce yaklaşırken, kuşu korkutmamak için mümkün olan en küçük hareketlerin yapılmasını gerektiren durumlarda kediler bu kasları kullanır.







8) HURDA DNA (JUNK DNA)
Geçmişimizden gelen kalıntıların bir çoğu fiziki veya görülür olmakla birlikte, bu durum hepsi için geçerli değildir. İnsanın genetik modelinde, bir zamanlar C vitaminini işlemeye yarayan enzimlerin üretilmesinde kullanılan yapılar (L-gulonolactone oxidase) mevcuttur. Diğer hayvanların çoğu bu fonksiyonel DNAya sahiptir fakat geçmişimize ait bir dönemde, bir mutasyon bu geni etkisizleştirmiş ve genin kalıntılarını hurda DNA olarak arkasında bırakmıştır. Bu dikkat çekici hurda DNA, yeryüzündeki diğer türlerle ortak atadan gelindiğini gösterir ve bu yüzden özellikle enteresandır.





9) JACOBSEN ORGANI (JACOBSON'S ORGAN - VOMERONASAL ORGAN)
Jacobson organı hayvan anatomisinin enteresan bir parçasıdır ve cinsel geçmişimiz hakkında bize birçok şey anlatır. Bu organ burunda bulunmaktadır ve pheromones adı verilen, cinsel istek, tehlike işareti veya yiyecek izlerine ilişkin bilgileri tetikleyen kimyasalları tespit eden özel bir koklama organıdır. Bazı hayvanların sex için karşı cinsleri takip etmesini ve potansiyel tehlikeleri bilmesini sağlayan organdır. İnsanlar Jacobsen organı ile doğarlar fakat bu organın kabiliyetleri gelişimimizin erken dönemlerinde, işe yaramayan bir hale gelmiştir. Bir zamanlar insanlar, iletişimin mümkün olmadığı dönemlerde eşlerinin yerini bulmak için bu organı kullanıyorlardı. Günümüzde insanın eş arayışında, chat odaları, barlar ve bekar partileri bu organın yerini almıştır.




10) TÜYLERİN ÜRPERMESİ (CUTİS ANSERİNA)
İnsanlar üşüdüklerinde, korktuklarında, kızdıklarında veya utandıklarında tüyleri ürperir. Birçok canlı türünün de aynı sebeplerle tüyleri ürperir. Mesela, kedi veya köpek tüylerinin dikilmesi, kirpi dikenlerinin ortaya çıkması bu sebeptendir. Üşüme durumunda, dikilen tüyler havayı deri ve tüyler arasında sıkıştırır ve böylelikle yalıtım ve sıcaklık sağlar. Korkma durumunda, hayvanın daha iri görünmesini, düşmanın korkup kaçmasını sağlar. İnsanların artık tüylerin ürpermesine ihtiyacı yoktur ve giysilerimizin olmadığı, doğal düşmanlarımızı korkutmaya ihtiyacımız olduğu geçmişimizden miras kalmıştır. Doğal seçilim yoğun kıl tabakamızı ortadan kaldırmış fakat bunları kontrol etmemize yarayan mekanizmayı geride bırakmıştır.

Ape-woman ZANA


   Ape-woman ZANA

1850 yıllarında, Rusya'daki Gürcistan'ın Ochamchire bölgesinde bir grup yerel avcı ormanda dolaşırken 1.98 cm boylarındaki Zana ile karşılaşıp onu tam olarak bir insan mı yoksa değil mi karar veremediler. Maymun benzeri özelliklere sahip genç ve dişiydi . Kolları, bacakları ve parmakları alışılmadık derecede kalın ve vücudu genel olarak fazla tüylüydü.. Avcılar onu yakalamayı başardı ve Edgi Genaba adında bir soyluya verdiler ve Sohum'dan elli kilometre uzaktaki T'khina izole dağ köyüne getirildi. Yakalandıktan ilk 3 yıl boyunca bir kafesin içerisinde tutuldu ve zamanla evcilleştirildi. İlk olarak bağlı bir şekilde muhafaza edildi. Daha sonra serbest bırakıldı ve dolaşmasına izin verildi. Ancak beslendiği yerden uzakta hiç dolaşmadı. Mısır öğütme ve ahşap taşlama gibi bazı basit görevleri öğrendi. Mırıltılar ve öfkelendiğinde çıkardığı sesler dışında tek bir kelime dahi öğrenemedi. Köyün kadınları ve çocukları ondan korkarlar fakat  sakin olduğu zamanlarda yaklaşabilirlerdi. Sadece sahibi Edgi Genaba'dan korkar ve söylediğini uygulardı.

Zana çok güçlü idi. Hiç çaba harcamadan 80 kiloluk unu tek eliyle kaldırabilir, üzümleri almak için ağaçlara kolaylıkla tırmanabilirdi. Geceleri ise ormanı dolaşmaktan keyif alırdı. Zana ısınmaktan kaçınır, üzerine giydirilmeye çalışılan kıyafetleri çıkarıp atar ve en sert kış günlerinde bile çıplak ayakla yürümeyi tercih ederdi. Sahibi Edgi Genaba ile birlikte şarap içmek hoşuna giderdi. Bir kaç erkek tarafından bir dizi çocukları oldu. Bunun sebebinin sarhoş olduğu zamanların kötüye kullanılması olduğu ileri sürüldü. Yeni doğan çocuğu donmuş nehirde yıkama alışkanlığı ile bir çocuğunun ölmesine sebep olduğu bilinmektedir. Kalan dört çocuğunu yerel ailelere verdi. Dzhanda ve Khwit Genaba (1878 ve 1884 doğumlu) ve iki kız olan Kodzhanar ve Gamasa Genaba (1880 ve 1882 doğumlu) normal topluma dahil edildi, evlendiler ve kendi ailelerini kurdular. Zana 1890'da öldü. 


Zana'nın çocuklarının koyu tenli, çok güçlü ve garip görünümlü oldukları söyleniyordu, ancak
sıradışı bazı psikolojik özelliklere rağmen öğrenebiliyorlar ve konuşabiliyorlardı. En küçük çocuklarından biri olan oğlu Khwit (söylentiye göre babası Edgi Genaba'ydı.) 1954'te öldü. İnanılmaz derecede kuvvetliydi ve koyu bir derisi vardı, ancak bu iki özellikten ayrı olarak, yüz özelliklerini babasına benziyordu. Khwit'in kafatası halen mevcut ve 1990'ların başında Dr. Grover Krantz tarafından incelendi. Daha sonra Antropolog M.A.Kolodieva'ya verildi ve Kolondieva onu Abhazya'dan diğer erkek kafataslarıyla karşılaştırdı. Ve şunları yazdı; "Tkina kafatası, modern ve antik özelliklerin özgün bir birleşimini sergiliyor. Kafatasının yüz kısmı ortalama Abhaz tipi ile kıyaslandığında belirgin şekilde daha büyük. Kafa konturunun tüm ölçümleri ve endeksleri sadece Ortalama Abhaz serilerininkilerden değil aynı zamanda incelenen bazı fosil kafataslarının maksimum büyüklüğünden daha büyüktür. Tkhina kafatası, fosil serisinin Neolitik Vovnigi II kafataslarına en yakınıdır."



Rus antropolog Oxford Üniversitesinde İnsan Genetiği Profesörü Bryan Sykes, Zana'nın yaşayan torunlarının altısından alınan tükürük örnekleri üzerinde DNA testleri gerçekleştirdi. Ayrıca Kwit'in kafatasından aldığı dişten DNA'sını buldu ve eski kemikten DNA çıkaran ilk genetikçi oldu. Ayrıca DNA sonuçlarına göre: Zana'nın soyunun % 100 Sub-Saharan African (Sahra altı afrikalı) olduğunu fakat fiziksel ve genetik açıdan modern afrikalı gruplarının hiç birine mensup olmadığını beyan etti. Hatta sonuçlarda en dikkat çekici olan, Zana'nın bilinmeyen bir türe ait olduğuydu. Sykes atalarının yaklaşık olarak 100.000 yıl önce Afrika'da ortaya çıktığını ve bir kaç nesil sonra Kafkasya'ya gelip burada oldukça izole bir hayat sürdüklerini belirtti.