Fulcanelli
Fulcanelli'nin ününün tüm dünyada duyulmasının ardından, ingiliz yazar Louis Pauwelse, "Büyüğün Şafağı" adlı bir kitabı kaleme aldı ve bu kitapta onun hakkındaki şaşırtıcı bilgilerle birlikte Canseliet'in oldukça iddialı bir açıklaması da bulunuyor. Canseliet, Fulcanelli'nin kendisine 1922'de çok az miktarda simyasal "telkin pudrası(tozu)" verdiğini ileri sürüyordu. Ayrıca, onun 100 gram kurşunu altına dönüştürmesine izin vermişti. Canseliet, kitabın giriş bölümünü yazan Walter Lang'a, deneyi Sarcelles'teki gazhanede yaptıklarını da söyledi. Bu akla gelmeyecek yerde yapılan deneyin iki de tanığı vardı: Sanatçı Jean-Julien Champagne ve Gaston Sauvage adlı genç bir kimyacı.
Canseliet'in öğrencilerinden biri olan Patrick Riviére'e göre ise Fulcanelli, 1923'te ölen fransız kimyager mucit Jules Violle' ün takma adıdır. Diğer tahminler ise Fulcanelli; "gökbilimci C. Flammarion, simyacı François Jollivet, mısırbilimci René Lubicz, mucit Jules Violle, Walter Grosse'nin kitabına göre de, Paul Decoeur"'dur.
***
***
Brezilya'lı yazar Paulo Coelho'nun 1986'da yazdığı ve eleştirmenler tarafından bir "fenomen" olarak nitelendirilen "Simyacı" kitabı Fulcanelli'nin öğretilerini baz almaktadır.
1963'te basılan ve en çok satan kitaplar listesinde bir numaraya çıkan "The Dawn of Magic"in yazarları Louis Pauwels ve Jacques Bergier, ingiliz okurlara Fulcanelli'yi tanıtan yazarlar olmuşlardı. Bu kitap, Türkiye'de "Evrenin Gizli Sahipleri" adıyla yayımlandı.
Aralarında Fulcanelli'nin öğrencilerinden Canseliet, Jean-Julien Champagne ve Jules Boucher gibilerinin de bulunduğu Heliopolis kardeşliği isimli, Fulcanelli'nin öğretilerini merkez alan bir gizli örgütün çalışmalarına devam ettiği iddia edilmektedir.
POMPEİ
- M.Ö. 5000 yıllarında İtalya'nın Napoli kentine 25-30 km. uzaklığında kurulmuş Roma İmparatorluğu'nun şehirlerinden birisi olan Pompei, önemli bir ticaret şehriydi.
- Şehrin ismi ise, o dönem İtalya'nın orta kesimlerinden gelerek yerleşmiş olan Osci'lerin, Oscan lisanında beş sayısından yani 'pompe' den gelmektedir.
- M.Ö. 23 Ağustos 79 yılında ‘Tanrıların Gazabı’ adı verilen Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucunda, tüm Pompei halkı yanardağ lavlarının ve küllerinin altında kalmıştır.
- Şehir o gün normalden daha kalabalıktı. Çünkü aynı anda iki etkinlik vardı. Bunlardan ilki; şehrin babası sayılan Augustus'un ölüm yıldönümü anması, diğeri ise Roma'nın hasat tanrıları adına düzenlenen Vinalia Festivali'ydi.
- Yanardağın patlaması sonucunda yaklaşık 200.000 kişinin hayatını kaybettiği düşünülmektedir.
Şehir, 1748 yılında İspanyol mühendis Rocque Joaquin de Alcubierre tarafından keşfedilene dek kül yığınları altındaydı. Yapılan kazılarla birlikte büyük bir kısmı gün ışığına çıkarılmıştır.
2010 yılında yayınlanan son araştırmada, bina içinde kalan insanların bile küller tarafından boğulduklarını kanıtlıyor.
Jeologlara göre; halkın ölüm sebebi kükürt gazıdır. Taşa dönmelerinin sebebi ise, yanardağın püskürttüğü volkanik tuzun sertleşmesidir. Bu lavlar kalıp oluşturmuş, zamanla içindeki vücut çürümüş fakat kalıp aynı kalmıştır.
Charles Darwin

Darwin'in doğa tarihine duyduğu ilgi, önce Edinburgh Üniversitesi'nde tıp, Cambridge Üniversitesi'nde teoloji okurken gelişti. Canlıların coğrafi dağılımı ve fosiller üzerine yaptığı dikkatli gözlemler sonucunda, türlerin birbirine dönüşümüyle ilgilenmeye başladı ve 1838'de "doğal seçilim" fikrini geliştirdi. 1858'de Alfred Russell Wallace'dan aldığı bir mektubu okuyunca, Wallace'ın da kendisininkine benzer bir teori geliştirdiğini anladı ve nihayet teorisini yayımlamaya karar verdi. 1859'da yayımladığı On the Origin of Species (Türlerin Kökeni Üzerine) adlı kitabı, canlıların ortak atalardan evrilerek çeşitlendiği fikrinin geniş kabul görmesini sağladı. Daha sonra yayımladığı The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex (İnsanın Türeyişi, ve Cinsiyete Mahsus Seçilim) Animals (İnsanlar ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi) adlı kitabında ise insanların ve hayvanların duygularını ifade ediş şekilleri arasındaki benzerlikleri ortaya koydu.
Astroloji II
Burç; insanın doğum anında güneşin hangi pozisyonda olduğunu gösteren göksel bir alanın sembolik ifadesidir.
Şu an astrologların büyük bir bölümünün kullanmakta oldukları burç tarihleri M.Ö. 2000 yılına, Babilliler tarafından oluşturulan burç sistemine dayanmaktadır. Oysa ki burçların tarihleri her gün çok yavaş bir şekilde değişmektedir. Bu değişimin nedeni astronomide "gündönümünün devinimi (precession of the equinoxes)" olarak bilinir.
M.Ö. 2000 li yıllarda Babilliler, 21 Mart'a denk gelen bir günde Güneş'in Koç burcunda olduğunu tespit etmişler ve bu tarihin üzerinden 4000 yıl geçmiştir. Her yıl yirmi dakikalık gecikmeyi göz önünde bulundurursak, o günden bu zamana yaklaşık 57 gün ( 2 ay kadar ) gecikme olduğunu hesaplarız. Astrologların burada bir başka hareketi ise 21 Mart'ı Koç burcunun başlangıç noktası olarak kabul etmesidir.
* * *
NASA, Dünya'nın yörüngesel salınımı değiştiği için burçların tarihinin de değiştiğini açıkladı ve 12 burcun tarihlerini güncelleyerek gökbilimciler yani astrologlar arasında yeni bir tartışmaya neden oldu.
Öte yandan astrolojide 12 değil 13 burcun var olduğu kanısı giderek güçleniyor. Bunlarla birlikte NASA web sitesinde Babillilerin eski anlatılarında 13. burç olan Ophiucus yani Yılan burcuna yer verdiğine değinmiştir.
Astroloji

Astroloji, insanlık tarihi kadar eskidir. Tarihçilerin araştırmalarına göre farklı uygarlıklar birbirlerinden bağımsız olarak astroloji ile ilgilenmiştir. Mezopotamya'dan başlayıp Yunan uygarlığında geliştirilip günümüze geldiği düşünülmektedir. İlk astrologlar bilinmese de, bulduklarını ilk kaydeden Kaldelilerdir. (Mezopotamya'da yaşamış eski bir devlet)
Astroloji bir diğer adıyla yıldız falı; kişilerin geleceğini, doğdukları sırada yıldızların ve öteki gök cisimlerinin konumlarına bakarak yorumlayan, bilimsel gerçekliği olmayan bir uğraş dalıdır. Bu işle uğraşanlara"astrolog" denmektedir.* * *
Uranyen Astrolojisinin yaratıcısı Alman astrolog ve matematik profesörü Alfred Witte (1878-1941), Astroloji Hamburg Okulu'nu kurarak kendi teorisini üretmiş, astrolojiye çağdaş ve farklı bir yorum getirmiştir. Uranyen Astroloji Almanya'dan sonra Amerika'da hızla kabul edilerek geniş şekilde uygulanmaya başlanmıştır.
Uranyen Astroloji, gökyüzünde gezegenlerin birbiriyle yaptığı yerleşimleri simetri prensibini kullanarak ele alır ve gezegenler arasındaki ortak noktaları hesaplar.
* * *
Homunculus ?
Ortaçağ ve öncesinde simyacılar tarafından; sperm,kan ve simyevi ritüellerle bir cam fanusun içerisinde yapıldığı düşünülen yaratıklardır.Yapılış yöntemi değiştiği gibi, çıkan sonuç(canlı) görünüm ve özellik olarak farklı olabilir.
Yahudi kültüründen doğan, taştan yapılan insan figürleri olan golemler de zaman zaman homunculus olarak adlandırılır.

Günümüzde ise bir çok meraklı insan, homunculus yaratmaya çalışmış ve bu deneyimlerini youtube üzerinden paylaşmışlardır. Bu deneyler genellikle; "bir yumurtaya enjektör yardımıyla sperm katılması ve belli bir süre bekledikten sonra açılması sonucunda ise bir canlının ortaya çıkması"dır.
* * *
Philippus Aureolus Theophrastus Bombastus von Hohenheim (1493-1541)Bilinen adıyla Paracelsus, 16.yüzyılın en büyük simyacısıdır.
Takipçileri onu Alman Hermesi, Ölümsüz İsim, Kutlu Theophrastus gibi isimlerle anmışlardır.
Basle Üniversitesi'nde simya, tıp ve cerrahi okuyan Paracelsus, Ferrera Üniversitesi'nde doktora yaptı. Eğitim hayatı bittikten sonra hayatını astroloji çeşitli kehanet ve okült çalışmalarla idame ettirmeye ve göçmen bir hayat yaşamaya başladı.
Kendisi "Tria Prima" adı verilen "Üç İlksel Madde" fikrini oluşturmuştur. Bunlar; tuz, civa ve kükürt(veya sülfür)'tür.
Tuz; bedendir, maddenin fiziki bölümüdür. Toprak elementine tekabül eder.
Cıva; Candır (ing. spirit). Maddedeki yaşam enerjisidir.
Kükürt; Ruhtur (ing. soul). Bireysel özdür.
Paracelsus'un yaptığı bu ayrım simya tarihindeki bir mihenk taşıdır. Ondan sonra gelen bütün üstadlar, bu üç elementi temel alarak çalışmıştır.
Döneminde kıymeti bilinmeyen bu kıymetli insan, kısa bir hastalığın ardından 1541 yılında ölmüş ve kendi tabiriyle, "ölümle yaşamı takas etmiştir". Büyük ihtimalle pek çok simyacı gibi yaşamını uzatabilecekken, o zamanı geldiğinde ölümü tercih etmiştir. Mezarında yazan "Ölümle yaşamı takas etti (Vitam cum morte mutavit)" sözü, ölümün bilinçli bir tercih olduğunu çağrıştırmaktadır.
* * *
Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez.
Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyden anlamaz.
Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir.
Oysa anlayan biri,
Hem sever, hem fark eder, hem de görür.
Bir şeyde ne kadar bilgi varsa,
O kadar büyük sevgi vardır.
Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri,
Üzümleri hiç tanımıyor demektir.
-Paracelsus
* * *
Homunculus, döllenmeden önce ebevenlerinden birinin germ hücresinde var olan ve doğuma hazır oluncaya kadar gestasyon sırasında büyüyecek şekilde oluşturulmuş bireydi.
Önceden var olan bir fetüsün homunculus kavramının kökeni genellikle Hollandalı teleskop ve mikroskopist Nicolaas Hartsoeker'in olduğu düşünülür. Konseptini en açık şekilde gösteren bir sperm hücresindeki bir homunculusun 1694 Essai de Dioptrique'deki taslağıydı. Bununla birlikte, İtalyan anatomist Marcello Malpighi 1673 yılında embriyonun tüm yapısının en başından itibaren yumurtada bulunduğunu ve gebelik döneminin; bu önceden var olan yapının büyümesini ve gelişmesini içerdiğini öne sürdü.
Homunculus Hakkında Yapılmış Bazı Eserler:
-1916 yapımlı "Otto Rippert" tarafından yönetilmiş "Homunculus" filmi.
-Full metal alchemist & Full metal alchemist Brotherhood (Anime)
Klonlama
KLONLAMA YÖNTEMLERİ
Astral Seyahat
Tüm zamanların en ünlü astral seyyahlarından biri de Edgar Cayce'dir. Cayce, (18 Mart 1877-3 Ocak 1945) Amerika'nın önde gelen psişiği (medyumu) olarak biliniyordu. Kendisinden belki de binlerce kilometre uzakta olan hasta insanlara tıbbi tanı koyabilmek için transa girebiliyordu. Trans halindeyken, yaşamsal işlevleri sanki ölüme yakın bir komadaymış gibi tamamen yavaşlıyordu. Daha sonra, kendisinin "daha ince beden" adını verdiği beden, sorunun ne olduğunu belirlemek için hastaların bilinçaltı zihinlerine seyahat yapıyordu.İnanışa göre; bedenimizde ruhun bedenden kopmasını engelleyen gümüş bir kordon bulunur. Ruhumuz astral seyahat esnasında bu kordon aracılığı ile göbek çakrasından terk ediyor. Kordon koptuğunda öldüğümüze inanılıyor.
inanç ile din arasındaki fark ?
*
Sokrat'a göre ; "Her günah, içinde kuşku olmayan ölü bir inanç yüzünden işlenir." , Unamun'a göre; "İçinde kuşku olmayan bir inanç, ölü bir inançtır." , İbn-i Sina'ya göre ise; "Hiç kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir."
Evrim hakkında (Alıntı)
Ape-woman ZANA
1850 yıllarında, Rusya'daki Gürcistan'ın Ochamchire bölgesinde bir grup yerel avcı ormanda dolaşırken 1.98 cm boylarındaki Zana ile karşılaşıp onu tam olarak bir insan mı yoksa değil mi karar veremediler. Maymun benzeri özelliklere sahip genç ve dişiydi . Kolları, bacakları ve parmakları alışılmadık derecede kalın ve vücudu genel olarak fazla tüylüydü.. Avcılar onu yakalamayı başardı ve Edgi Genaba adında bir soyluya verdiler ve Sohum'dan elli kilometre uzaktaki T'khina izole dağ köyüne getirildi. Yakalandıktan ilk 3 yıl boyunca bir kafesin içerisinde tutuldu ve zamanla evcilleştirildi. İlk olarak bağlı bir şekilde muhafaza edildi. Daha sonra serbest bırakıldı ve dolaşmasına izin verildi. Ancak beslendiği yerden uzakta hiç dolaşmadı. Mısır öğütme ve ahşap taşlama gibi bazı basit görevleri öğrendi. Mırıltılar ve öfkelendiğinde çıkardığı sesler dışında tek bir kelime dahi öğrenemedi. Köyün kadınları ve çocukları ondan korkarlar fakat sakin olduğu zamanlarda yaklaşabilirlerdi. Sadece sahibi Edgi Genaba'dan korkar ve söylediğini uygulardı.
Rus antropolog Oxford Üniversitesinde İnsan Genetiği Profesörü Bryan Sykes, Zana'nın yaşayan torunlarının altısından alınan tükürük örnekleri üzerinde DNA testleri gerçekleştirdi. Ayrıca Kwit'in kafatasından aldığı dişten DNA'sını buldu ve eski kemikten DNA çıkaran ilk genetikçi oldu. Ayrıca DNA sonuçlarına göre: Zana'nın soyunun % 100 Sub-Saharan African (Sahra altı afrikalı) olduğunu fakat fiziksel ve genetik açıdan modern afrikalı gruplarının hiç birine mensup olmadığını beyan etti. Hatta sonuçlarda en dikkat çekici olan, Zana'nın bilinmeyen bir türe ait olduğuydu. Sykes atalarının yaklaşık olarak 100.000 yıl önce Afrika'da ortaya çıktığını ve bir kaç nesil sonra Kafkasya'ya gelip burada oldukça izole bir hayat sürdüklerini belirtti.Simya
Isaac Newton, 17.yüzyılda matematikçi, bilim adamı ve ayrıca simyacı olarak bilinen bir sanat tutkunudur. 1727 yılında, ölümünden sonra konu ile ilgili milyondan fazla kelime yazılmasına rağmen Royal Society "basılmasına uygun değildir" demiştir. Kağıtları, 20. yüzyılın ortasında yeniden keşfedilmiş ve akademisyenlerin çoğu artık Newton'un önde gelen bir simyacı olduğunu kabul etmişlerdir. Aynı zamanda ışık ve yer çekimi teorisi, Newton kanunları için ilham onun simya çalışmalarından geldiği belirginleşmektedir.
Simya ilmine göre dokunduğu her nesneyi altına dönüştüreceğine inanılan taş. Kimya bilimine göre herhangi bir maddeyi altına dönüştürmek mümkün değildir. Zira altın bir bileşik değil bir elementtir. Bu taşı elde edebilmek için birçok formül ve deneme yapılmıştır. Bu çalışmalarla altın elde etmekte başarısız olmuşlardır elbette ve bu taş icat edilememiştir. Fakat modern kimyanın temellerinin atılmasına vesile olmuşlardır.





























